İletişimciler, lütfen bu olayı kaydedin
27.11.2007
Hafta içinde ilginç bir CD ulaÅŸtı elime; bir de kibarca yazılmış kısa bir not. DoÄŸan Haber Ajansı (DHA) Genel Müdürü UÄŸur Cebeci’nin gönderdiÄŸi CD’de haftanın en tartışmalı haberi ile ilgili bazı görüntüler bulunuyordu. Malum olduÄŸu üzere, bazı gazetelerde Amasya Anadolu Kız Meslek Lisesi’nde yatılı öğrencilerin türban takmaya, namaz kılmaya vs. zorlandığına dair haberler çıkmıştı.Bu haberlerin yanlış olduÄŸuna dair bilgilere yer vermiÅŸti Zaman. Bu nedenle haberin ilk kaynağı DHA, nazik bir bilgilendirme yapıyordu. İşin doÄŸrusu bu tutumu, meslek ahlakı ve dayanışması açısından çok önemli ve faydalı buldum.
Ortada fevkaladeden tartışmalı bir haber varsa ve farklı yayın organları farklı bulgulara sahipse yapılabilecek en makul ve makbul iÅŸ, bilgi paylaşımına gitmektir. O yüzden bizdeki bilgilerin bir araya getirilmesini istedim ve oluÅŸan CD’yi DHA Genel Müdürü’ne gönderdim; tabii ki aynı nezaket seviyesinde bir not yazarak. Böyle yapmak gerektiÄŸine yürekten inanıyorum. Ortada büyük bir iddia var, insanlar ve kurumlar zan altında, haberdeki iddialar sosyal ayrışımları hatta kutuplaÅŸmaları kışkırtacak mahiyette. Ve daha kötüsü birileri pususunu kurmuÅŸ; toplumu kamplara ayırmak için irtica haberleri bekliyor? Bu durumda herkesin çok daha sorumlu, çok daha duyarlı olmaktan baÅŸka çaresi yok.
İki CD’yi de izleyen biri olarak ÅŸu gerçeÄŸi söylemekte fayda görüyorum: Bu ülkede dinî konular üzerinden huzursuzluk çıkarmak isteyenler var ve bunlar medyayı kendi özel maksatları için kullanmak istiyor. DHA Genel Müdürü’nün yaklaşımından iyi niyetli olduklarını görüyorum; ancak belirtmem gerekiyor ki haber ajanslarının tabii bir zorluÄŸu var; onu da aÅŸmak gerekiyor. Alelacele haber yapmak ajansların kaderi gibi; ama bazı haberlerde verilen eksik bilgi bazı gazetelerin ya da TV kanallarının eline geçtiÄŸinde iÅŸ çığırından çıkıyor. Bir genç kız ve ailesi yatılı okulda dinî baskı altında tutulduklarını söylüyor; bu röportajlar ajans tarafından bana ulaÅŸtırılan CD’de var. Bir de bir sendikacı konuÅŸuyor; ama o konuÅŸma kesik kesik gibi geldi bana. Bu bilgilere baktığınızda “yatılı okulda baskı” haberi doÄŸru bir bilgi olarak gözüküyor. O yüzden laiklik konusunda toplumla sürekli huzursuzluk yaÅŸayan gazete(ler) bu bilginin üzerine balıklama atladı. Tabii ki hata yaptılar böyle davranmakla. Aslında gazetecilik tam bu noktada baÅŸlıyor. Yani iddianın teyit edilebilmesi için haberin çapraz kontrollerden geçirilmesine ihtiyaç var.
Gazeteler ve TV’ler ne yapmalıydı mesela? Olayda adı geçen dört çocuk ve ailesi tek tek aranmalıydı, yatılı bölümdeki kayıtlar tek tek incelenmeliydi, suçlanan kiÅŸilerin görüşlerine baÅŸvurulmalıydı, okul yönetimine sorular yöneltilmeliydi, ismi geçen sendikanın ya da öğrenci velilerinin gerçekten ÅŸikayetçi olup olmadığı resmi kayıtlardan tahkik edilmeliydi… Daha saymama gerek var mı? Bir bilginin her unsuruna şüpheyle bakmak zorunda gazeteci? Nitekim Zaman, bahsi geçen haberdeki eksik karelerin peÅŸine düştü. Neden?
İlle de haberi yalanlayalım diye bir merakımız ya da çabamız yok. İnanıyoruz ki bu ülkede hiçbir fert hiçbir ferde inançları ya da inançsızlığı yüzünden baskı yapmamalı. Haber doÄŸru çıksaydı biz de baskı yapanları ayıplayacak “Niçin kendiniz gibi yaÅŸamayanları baskı altında tutuyorsunuz; bu yaptığınız Müslümanlığa sığar mı?” diyecektik. Ancak bu tür haberlerde meselenin ayrıntısına girdikçe görüyoruz ki karşımızda “ah bir dinî baskı yapılsa da yeri göğü inletsek” diyen hırçın bir zümreye rastlıyoruz. Medya bu yüzden gaza getiriliyor bazen. Kimi zaman da bir kısım marjinal yayınlar, bu anlamsız ayrışmayı körüklemek için sadece iÅŸine gelen iddianın peÅŸine takılıyor. Hal böyle olunca, “dinî baskı yapıyorlar” diye bağırıp çağıranlar dinin ve dindarın üzerinde baskı kuruyorlar. Bu da korkunç bir yanlış.
Haberin aslına dönüldüğünde görülüyor ki baskı gördüğü iddia edilen öğrencilerden üçü pansiyonda hiç kalmamış, biri de sadece bir hafta kalmış, suçlanan öğretmen göreve baÅŸladığı gün, baskı iddiasında bulunan çocuk yurttan ayrılmış, öğrenci velileri Milli EÄŸitim’e ÅŸikayette bulunmamış, herhangi bir resmî kuruma ÅŸikayet dilekçesi verilmemiÅŸ?
Ya bir gün gerçekten sevimsiz bir olay yaşanırsa?
Zaten Zaman gerçekleri yazmaya baÅŸlayınca yanlı haber yapmayı maharet sanan yerli Pravda, daha önceki yazdıklarından çark edip olayı baÅŸka bir alana çekmeye gayret etti. Bir gün önce manÅŸetten okulda dinî baskı haberi yapıp dört çocuÄŸumuzun bu nedenle yatılı okulu terk etmek zorunda kaldığını yazanlar, olayın tarafları konuÅŸtukça hatalarını anladı ve bu sefer hadiseye baÅŸka bir kılıf buldu. Güya baskı herkese deÄŸil “Alevi öğrencilere” yapılıyormuÅŸ. Vaziyeti kurtarmak için yapılan hamle daha büyük bir tehlikeyi iÅŸaretliyor. Ne demek “Aleviler üzerinde baskı?” Buna, ister Alevi ister Sünni, kim razı olabilir? Farz edin ki aklıevvelin biri çıktı ve yobazca bir muamele yaparak dinin özünde olmayan bir kabalıkla insanlar üzerinde baskı kurdu; buna mantıklı ve duyarlı bir ÅŸekilde karşı çıkılamaz mı? Hatta bu karşı çıkmada dindar insanlardan da; hatta Diyanet’ten de yardım alınamaz mı? Bu tür bir karşı çıkış toplumda daha tesirli bir tashih anlamına gelmez mi? Bir tarafın diÄŸerine yaptığı baskı, gerçekten yaÅŸanmışsa, hep beraber karşı çıkmak gerekiyor; diÄŸer insanları rencide edecek kampanyalar düzenlemek deÄŸil.
Bir de tersini düşünelim; bazı anlamsız söylem ve uygulamalar yüzünden bu ülkede muhafazakâr insanlar mütemadiyen rencide ediliyor. Mesela imam hatip okullarından bahsederken vebalı insanlardan söz ediyor gibi kırıcı konuşanlar var. Ya da başörtülü bayanlarla ilgili yayın yaparken dengesiz ve sorumsuz laflar sarf edip insanlara köle muamelesi yapanlar var. Bu da yakışıksız bir yaklaşım, çirkin bir tavır. Buna da kendini dindar ya da muhafazakâr görmeyenler karşı çıkmalı.
Bu ülkede Sünni Alevi’yle birlikte yaÅŸayacak, Kürt ve Türk hain ayrılıkçılara boyun eÄŸmeyecek, başı açıkla başı kapalı birbirine saygı duyacak, oruç tutanla tutmayan birbirini rencide etmeyecek, hacca gidenle alay edilmediÄŸi gibi gitmeyen de kınanmayacak. Sosyal barışın temini ancak ve ancak hayatı paylaÅŸma kültürünün herkesi kuÅŸatacak bir davranış ÅŸuuruna dönüşmesiyle mümkündür. Medyanın aslî rolü de tam burada baÅŸlıyor: Her söylenen söze inanmayacak, bu bir. İkincisi, her iddiayı, çapraz kontrollerden geçirecek ve tek yanlı haber yönlendirmesine boyun eÄŸmeyecek. Ayrıca, kamplaÅŸmaya neden olabilecek bir hata ortaya çıktığında genellemeler yapmayacak ve karşıt görüşteki kitlelerden ortak bir ÅŸuur ortaya koymasını talep edecek; ta ki aklını ideolojiyle bozmuÅŸ gücünü anlamsız kavgalardan alan marjinal gruplara gün doÄŸmamış olsun!
Ayrılıkçı tuzaklara dikkat
TBMM BaÅŸkanı Köksal Toptan’ı gazetemiz adına ziyaret ettik. Ankara Temsilcimiz Mustafa Ünal ve Meclis Büro Åžefimiz Ömer Åžahin de vardı ziyarette. Hazır ziyaret yapmışken Sayın BaÅŸkan ile Meclis’in durumunu da konuÅŸtuk. Laf lafı açınca söz DTP’nin kapatılması konusuna geldi. Meclis BaÅŸkanı’nın meseleye geniÅŸ bir perspektiften yaklaÅŸtığını, ciddi ve duyarlı yorumlarda bulunduÄŸunu gördüm. DTP milletvekilleri de umarım bu gerçeÄŸi görüyordur; zira onların da sahnede göründüğü manzara hoÅŸ deÄŸil. Sanki parti içinden ve dışından bazı güçler, bu partiyi kapattırmak için kasıtlı eylemler ve söylemler içinde bulunuyor ve kasıtlı bir ÅŸekilde tahrikçilik yapıyor.Köksal Toptan, mensubu olduÄŸu iki partinin (Adalet Partisi ve Büyük Türkiye Partisi) kapatıldığını görmüş önemli bir devlet adamı. Yılların tecrübesine dayanarak “KuÅŸku yok ki bir partinin kapatılmasından hoÅŸnut olmam” diyor. Haklı. BaÅŸkan’ın, kapatma davasının Türkiye’yi AB sürecinden koparmasından da endiÅŸe ettiÄŸini biliyoruz. Üstelik bugünkü Meclis’in GüneydoÄŸu’dan gelen vekiller için bir ÅŸans olduÄŸunu da düşündüğü kamuoyunun malumu. O zaman DTP vekillerinin daha makul, daha demokratik, daha duyarlı olması gerekiyor. Ayrıca terör örgütüyle aralarına mesafe koymaları da ÅŸart!Olayın bir de Parlamento dışında süregiden bir serüveni var. Onca ÅŸehit cenazesinin yürekleri yaktığı sıcak bir ortamda hem kanlı örgüt eylemlerine devam ediyor hem de bazı tahrik edici gösteri yürüyüşleri. Örgüt her ayrıntıyı kullanmak, insanları tahrik etmek, Kürt-Türk çatışmasını sokaÄŸa taşımak istiyor. Kapalı kapılar arkasında yapılan hain tuzaÄŸa boyun eÄŸmek tarihî bir hataya ortak olmak demektir. Karanlık savaşın cerbezeli çarpıtmalarına boyun eÄŸmemek için Meclis’ten sivil topluma kadar uzanan geniÅŸ bir dairede çok duyarlı bir anlayışın yaÅŸatılması gerekiyor. Tabii ki en büyük görev yine medyaya düşüyor. O, tuzaÄŸa düşmedikçe toplum da kapana kısılmayacak…
Kaynak: Dumanlı, E. Zaman
Kategori: Haberler
Hadi Yorum Yazalım